Federasyonculara tarihi bir hatırlatma… - Kıbrıs Haber AjansKıbrıs Haber | Kıbrıs CNN Haber | Kıbrıs Haberleri

29 Kasım 2022 - 15:49

Federasyonculara tarihi bir hatırlatma… – Kıbrıs Haber Ajans

Son Güncelleme :

27 Eylül 2022 - 7:42

Federasyonculara tarihi bir hatırlatma… – Kıbrıs Haber Ajans

Herkesin malumu olduğu üzere 1963 Aralık ayının sonunda, 1963’ün son aylarında araları iyice gerilen Kıbrıslı Türkler ve Rumlar birbirlerine girerler ve ada kan gölüne döner.

Görünüşte iki toplum arasındaki kavganın ana sebebi etniktir ve halen de böyle kabul edilmektedir.

Son 20 yılda yazdığım yazılarda Kıbrıs’taki sorunun temelinin etnik olduğu iddiasının tam bir palavra olduğunu, tek sebebin bölgede Anglo-Amerikan ve Rus hakimiyeti kavgası olduğunu sayısız kez yazıp söyledim, Kıbrıs Türk ve Rum toplumları arasındaki kavganın da her iki toplumun zırcahillerinin ve fanatiklerinin bu iki süper güç tarafından kullanılmasıyla “böl-yönet veya böl-yönet-gerekirse yoket” politikaları doğrultusunda yapay olarak yaratıldığını, iki tarafın arasına fitne üstüne fitne sokulduğunu, koltuk sevdalısı politikacıların da iki taraf arasındaki düşmanlıktan beslenerek, koltuklarını kollamanın yolunun düşmanlığı körüklemek olduğunu defalarca vurguladım.

1963 Aralık ayında ortalık fena halde karıştıktan sonra, böyle bir karışıklığı bekleyen üç garantör ülkenin askeri teşkilatlarından Üçlü Devriye Teşkilatı (Tripartite Patrol Organisation-TPO) isimli bir teşkilat kuruldu ve bu teşkilat’ın rolü ve görevi 27 Mart 1964’te (BM’nin barışı koruma görevlerini üstlendiği tarih) sona erdirildi ve İngiliz, Yunan ve Türk subaylar görevlerinden alındılar.

Teşkilatın kurucusu, o dönemde Garanti Anlaşmaları neticesinde Kıbrıs’ta konuşlanan Müşterek Kuvvet Komutanı General Peter Young’dır.

Genellikle İngilizce, Türkçe ve Rumca dillerine hakim Türk, Rum ve İngiliz subaylardan oluşan bu teşkilat her ne kadar toplumlar arası arabuluculuk ve iletişim sağlama konusunda oldukça başarılı olduysa ve iki toplum arasında vuku bulan birçok yerel anlaşmazlığı çözüme kavuşturduysa da, bu teşkilatın adının o dönemin literatüründe nadiren geçmekte olduğunu da belirtelim.

Teşkilatın devriyelerinin yönetimi ve organizasyonu İngiliz tarafındaydı, İngiliz ekibinin başında da çok iyi Rumca bilen ve gerçekten de iki toplum arasındaki sorunları diyalog yoluyla çözme ve ilişkileri düzeltme taraftarı bir subay olan Yarbay Martin Packard vardı.

Ancak Yarbay Packard, 1964 yılında, görevine son verilmesinden hemen önce, iki toplum arasındaki sorunlara iyi niyetle çözüm üretmeye çalışırken nasıl bir piyon olarak kullanıldığını anlamış, teşkilatın tüm iyi niyetli çabalarına rağmen okun yaydan istendiği gibi çoktan çıktığını da geç de olsa farketmişti…

Nasıl mı? Onu da anlatalım da bugünkü statükonun temelinde yatan Amerikan görüşü de açığa iyice çıkmış olsun…

George Wildman Ball, Amerika’nın 7. Birleşmiş Milletler Büyükelçisi, Amerikan ticari politikasının yayılmasına büyük katkıları olan, parayla oynamasını bilen yetenekli bir banker, 60’lı yıllarda Amerikan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ve Amerikan dışişlerinde çok etkin olan bir şahsiyet, Kıbrıs’ın bölünmesini isteyen Amerikan politikasının uygulayıcısı ve takipçisi, ama, aynı zamanda, dönemin Amerikan hükümetinde Amerika’ya fayda getirmeyeceği öngörüsüyle Vietnam savaşına da karşı çıkan tek politikacı.

Bilindik Kıbrıs siyasi tarihinde adı pek geçmez, bilinmez, hatta hiç bilinmez.

1964 yılında, Üçlü Devriye Teşkilatı’nın görevi sona erdirilmeden hemen önce Kıbrıs’a gelir ve Yarbay Martin Packard’ın da katıldığı bir dizi toplantıyı organize eder, adadaki durumu inceler.

Yarbay Martin Packard büyük bir gurur ve onurla Amerikan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı George Ball’a yaptıkları işlerin ne kadar faydalı olduğunu, iki toplum arasında ne kadar uzlaştırıcı olduklarını, iki toplumun bu gerginliği atlatabileceğini ve yeniden birlikte, aralarında hiç sorun olmadan yaşamalarının mümkün olduğunu, Üçlü Devriye Teşkilatı’nın ilkbaharda hasat yapılırken her iki toplum arasında nasıl yapıcı bir rol oynadığını, Hasat Harekatı adı verilen harekatla tüm adada Türk ve Rum çiftçilerin nasıl barış içinde tarlalarda yan yana işlerini yaptıklarını anlatır ve iki taraf arasındaki dostluğun ve barışın pekiştirilmesinin bu vakitten sonra çok da zor olmayacağını vurgular.

George Ball sabırla Yarbay Packard’ı dinledikten sonra kendisine iki basit cümleyle Amerikan politikasının ana hedefini özetler; “Ama sen bunu yanlış anladın oğlum. Kimse sana burada (Kıbrıs’ta) hedefimizin bölünme olduğunu söylemedi mi?”

Yarbay Martin Packard bu cevap karşısında şaşkınlıktan küçük dilini yutar.

Martin Packard yaşadıklarını “Getting It Wrong: Fragments from a Cyprus Diary” (Yanlış Anlamak: Bir Kıbrıs Günlüğünden Bölümler 1964) kitabında detaylarıyla anlatır.

Günün sonunda, Yarbay Packard çok büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır ve Türk, Yunanlı ve İngiliz subaylarla birlikte yüklendikleri iyi niyet misyonunda sadece birer piyon olarak kullanıldıklarını, Kıbrıs’ı bir bölünme politikasının beklediğini büyük bir hayal kırıklığıyla anlamıştır.

Bir askerin, bir subayın en son isteyeceği şey, kan dökülecek çatışmadır.

Sözde ülkenin ve toplumun çıkarlarını ama özde kendi koltuğunu ve taraftarlarının çıkarlarını kollama savaşı veren siyasilerin aksine, savaşın vahşetini ve dehşetini, kaybedilen canların acısını en iyi askerler, komutanlar bilir.

Yarbay Packard da, milliyeti ne olursa olsun, bir askerdi ve önceliği savaşmak değil, barışmak, barıştırmak idi.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı George Ball’ın laflarını duyduğunda moralinin nasıl bozulduğunu, kendinizi onun yerine koyarak anlayabilirsiniz.

Günün sonunda, Kıbrıs’a barış gelmedi, Amerika’nın istediği gibi bölünme oldu, zaten birkaç ay sonra da Erenköy savaşları yaşandı, daha birkaç ay önce barış içinde tarlalarda işini yapan, kahvehanelerde karşılıklı kahve içen, tavla oynayan iki toplum arasındaki şiddet ve dehşet akıl almaz boyutlara çıktı.

Kısacası, böl-yönet, gerekirse yoket politikası Kıbrıs’ta başarıyla uygulandı ve halen de uygulanmaktadır.

Gerek Kıbrıs’ta, gerek Türkiye ve Yunanistan’da politikacılar sözde ülke ve toplumun milli çıkarlarını korurken, özde kendi çıkarlarını ve koltuklarını “milli çıkarlarla örtüştürerek” korumaya devam etmekte ve Amerika’nın 60 yıldır Kıbrıs’ta süregelen böl-yönet ve gerginlik politikasından nemalanmaktadırlar.

Şimdi sorulması gereken soru şudur;

Tarihten zerre kadar ders almadan, okumadan, araştırmadan, bilimi ve bilimselliği en büyük düşman olarak görerek, tüm enerjisini kendi koltuğunu ve çıkarlarını korumaya yönlendiren ve toplumu da “öğretilmiş çaresizliğe” mahkum etmenin koltuğun en büyük garantisi olduğunu düşünen, ama bu arada üst akılın kuklası rolünü de “son kullanım tarihi gelene kadar” tam bir şarlatanlık başarısıyla yerine getiren milli siyasetçiler mi daha aptaldır, yoksa onları bu halleriyle koltuklara taşıyan, paçalarından cehalet dökülen, ellerindeki akıllı cep telefonlarından milyon kez daha geri bir zekaya sahip olan halk mı daha aptaldır!!!

Ve bütün bunlara rağmen, halen bu lanetli adada bir federasyon beklentisi, daha doğrusu, saplantısı içinde olanlar, acep ne içmektedirler ve nasıl bir halüsinasyon görmektedirler!!!

Akıl yolu ihanete uğradığında, gidilecek tek yol savaş yoludur, savaş yolu da dehşetin, vahşetin ve cehennemin yoludur.

Ne yazık ki, bütün yaşadıklarımıza, tecrübelerimize ve bugün yaşananlara rağmen, halen coğrafyamızı yöneten ve onlara yönetim erkini veren zırcahillerin tercihi akıl yolu değildir…

Birkaç yıl önce, bütün bunları kendisini AKEL’ci olarak tanımlayan Kıbrıslı bir Rum avukatla tartışırken işin içinden çıkamayınca, “Siz idollere taparsınız, Atatürk de sizing idolünüzdür, idollerden vazgeçmedikçe iki taraf arasında barış filan olması çok zor” demişti…

Ben de cevap olarak kendisine “Sizin bizi anlamanız çok zor, hatta imkansız, çünkü sizin tarihinizde bizim Atatürkümüz gibi bir lider hiç olmadı, bu yüzden bizim Atatürk sevgimizi anlayamazsınız, bu bir tapınma değildir, bu bir sevgidir, sizin talihsizliğiniz liderlerinizin basitliğidir, bizim talihsizliğimiz ise Atatürk’ten sonraki liderlerimizin basitliğidir, sorun da bu basitliktir, bu kadar basittir…” demiştim, sinirden suratı kızarmıştı.

Cehalet böyle birşeydir işte, kendini akıllı sanırsın ama “üst akıl” seni kolayca alemin aptalı yerine koyar, tepe tepe kullanır, idealist ve akıllı olanlarda hayal kırıklıklarıyla kala kalır, üst akılın kullandığı aptalların neden oldukları savaşların alanlarında dehşeti, vahşeti kovalar, umutsuz bir ruhla asla bulamayacağı barışı, huzuru arar…

Tıpkı Yarbay Packard gibi, tıpkı Üçlü Devriye Teşkilatı’nda önce barışın peşinde koşan, sonra da birbirine kurşun sıkmak, birbiriyle savaşmak zorunda bırakılan Türk ve Yunan subayları gibi…

Kıbrıs Haber

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.