Tarihteki en vahim 9 deneyKıbrıs Haber | Kıbrıs CNN Haber | Kıbrıs Haberleri

27 Kasım 2022 - 18:00

Tarihteki en vahim 9 deney

Tarih boyunca hastalıkların tedavisinde büyük atılımlara sahne olan birçok yenilikçi deney yapıldı. Ancak aynı zamanda dünya, bilim adına yapılan …

Son Güncelleme :

25 Şubat 2022 - 18:03

Tarihteki en vahim 9 deney

Tarih boyunca hastalıkların tedavisinde büyük atılımlara sahne olan birçok yenilikçi deney yapıldı. Ancak aynı zamanda dünya, bilim adına yapılan korkunç deneylere de sahne oldu.

Independent Türkçe’nin derlediğine göre işte o korkunç deneyler:

Üçüzler deneyi

12 Temmuz 1961’de, bekar ve genç bir anne dördüzlerini dünyaya getirdi. Dördüncü bebek doğum sırasında hayatını kaybetti. Sağlıklı doğan üçüzlerse gerekli işlemlerin ardından New York’taki Louise Wise Evlatlık Edinme Merkezi tarafından farklı ailelere evlatlık verildi. İşlemler, Dr. Peter Neubauer adlı bir psikiyatristin kontrolünde gerçekleşti.

Üçüzlerin evlatlık verildiği aileler rastgele seçilmemişti. Üç ailenin de çocuk yetiştirme şekilleri ve sosyoekonomik durumları birbirinden farklıydı. Üç ailenin de birbirinden ayrılmış kardeşleri evlatlık edindiğinden haberi yoktu.

Neubauer liderliğindeki klinik psikologlar, bunu bir deney yapmak için bilerek ayarlamış ve böyle birçok kardeşi farklı ailelere dağıtmıştı.

Deney, 1980’de tek yumurta üçüzü olan kardeşlerin yanlışlıkla birbirlerini bulmasıyla ortaya çıktı.

Üçüzlerden David Kellman, “20 yıl birlikte olabilirdik, bunu elimizden aldılar” dedi. Kardeşi Edward Galland ise 1995’te New Jersey’deki evinde intihar etti.

Neubauer’in gizli deneyden ne öğrendiği bilinmiyor. Zira bu deneyin bulguları, Yale Üniversitesi’ndeki bir arşivde saklanıyor ve 2066’ya kadar açılamıyor.

Bu deney, beyazperdeye de konu oldu. Yönetmen Tim Wardle, Üç Tanıdık Yabancı (Three Identical Strangers) adlı 2018 yapımı filminde üçüzlerin hayatlarını işledi.

Nazi deneyleri

Belki de tüm zamanların en kötü deneyleri, Holokost sırasında Auschwitz’de bir Nazi doktoru olan Josef Mengele’ye ait. Mengele kusursuz bir Aryan ırkı yaratmak için Yahudi ve Çingene ikizleri toplayıp üzerlerinde deney yaptı. Mengele, gaz odasına gönderip ölümüne sebep olduğu esirler hariç binlerce ikizi acımasız deneylere tabi tutmakla sorumlu tutuluyor. Bu deneyler arasında göz rengi ve cinsiyet değiştirme ameliyatları da vardı.

Naziler, başka birçok deney için de esirleri kullanıyordu. Yahudi Sanal Kütüphanesine göre, bazı esirler havacılık deneyleri için donma noktasındaki sıcaklıklara ve düşük basınçlı odalara maruz bırakılıyordu. Sayısız mahkum deneysel kısırlaştırma prosedürlerine tabi tutuldu. Holokost Müzesi’ne konuşan Ruth Elias adlı bir kadın, Nazi doktorların memelerini bir iple bağladığını söyledi. Elias’a göre bunu yaparak doktorlar kadının bebeğinin ne kadar aç kalabileceğini görmek istiyordu. Sonunda çocuğa öldürücü dozda morfin enjekte edildi.

Bu deneylerden sorumlu doktorlardan bazıları daha sonra savaş suçlusu olarak yargılandı ama Mengele, Güney Amerika’ya kaçtı. 1979’da Brezilya’da kalp krizinden öldü.

Japonya’daki 731. Birim

Japon İmparatorluk Ordusu, 1930’lar ve 1940’larda çoğunlukla Çinli siviller üzerinde biyolojik savaş deneyleri ve tıbbi denemeler yaptı. 731. Birim adı altında, General Shiro Ishii tarafından yönetilen bu acımasız deneylerde ölenlerin sayısı bilinmiyor.

1995 tarihli bir New York Times makalesine göre, Tarihçi Sheldon H. Harris, 200 bin kadar kişinin ölmüş olabileceğini tahmin ediyor.

Deneylerde savaşta kullanılmak üzere çok sayıda hastalık incelendi. Bunlar arasında veba, şarbon, dizanteri, tifo, paratifo ve kolera da vardı. Kuyulara kolera ve tifo bulaştırılması ve Çin şehirlerine vebalı pirelerin yayılması da dahil olmak üzere çok sayıda suç işlendi.

Birimin eski üyeleri medya kuruluşlarına mahkumlara zehirli gaz verildiğini ve bazı deney kurbanlarının gözleri çıkana kadar basınç odalarına kapatıldığını söyledi. ABD hükümetinin de Japonya’yla soğuk savaşta ittifak kurmak için bu deneylerin gizli tutulmasına yardımcı olduğu iddia ediliyor.

Canavar çalışma

1939’da, ABD’deki Iowa Üniversitesi’nden araştırmacılar, kekemeliğin öğrenilmiş bir davranış olduğu teorisini kanıtlamak istedi. Bu araştırmacılara göre çocuklar konuşamayacaklarından korktukları için kekeliyordu. Bu nedenle deneyde çocuklara gelecekte kekeme olacakları söylendi. Araştırmacılar bunu duyan çocukların gerçekten kekeme olacağına inanmıştı.

Çocuklara kekemelik belirtileri gösterdikleri anlatılıyor ve doğru konuşacaklarından emin olmadıkça konuşmamaları tembihleniyordu.

Deney kekemeliğe neden olmadı ama sağlıklı çocukları kaygılı, içine kapanık ve sessiz bireyler haline getirdi.

Iowa öğrencileri 2003’te bu deneyleri “canavar çalışma” diye adlandırdı. 2007’de üniversite deney mağdurlarına yüklü miktarda tazminat ödedi.

Burke ve Hare cinayetleri

Burke ve Hare cinayetleri, İskoçya’nın Edinburgh kentinde, 1828’de yaklaşık 10 ay içinde işlenmiş 16 cinayetten oluşuyor. Bunlar West Port cinayetleri diye de anılıyor.

O dönemde bilim insanları anatomi incelemesi için sadece idam edilenlerin cesetlerini kullanabiliyordu ama infazlar nadiren gerçekleşiyordu.

Edinburgh’da pansiyon sahibi William Hare ve arkadaşı William Burke, kendi öldürdükleri insanların cesetlerini dönemin ünlü doktoru Robert Knox’a satmaya başladı.

Cinayetler ortaya çıkınca sadece Burke idam edildi. Hare kaçtı ve söylentilere göre en son karısı ve çocuğuyla birlikte başka bir şehirde görüldü. Diğer yandan, öfkeli kitleler Doktor Knox’un evine taşlarla saldırdı. Askerlerin yardımıyla kurtarılan Knox, Londra’da bir hastanede çalışmaya devam etti.

Köleler üzerinde cerrahi deneyler

Modern jinekolojinin babası sayılan ABD’li doktor J. Marion Sims, ününü 19. yüzyılda köle kadınlar üzerinde uygunsuz deneysel ameliyatlar yaparak kazandı.

Doktorun en önemli başarısı, vezikovajinal fistülün (vajina ve mesane arasında yırtık) onarımı için bir cerrahi teknik geliştirmesiydi.

Ancak Sims bu deneylerde kadınları anestezi vermeden ameliyat ediyordu. Anestezi daha yeni keşfedilmişti ve NPR’ye göre Sims, operasyonların “o kadar da acı vermediğine” inanıyordu.

Sims uzun süredir “kabul edilemez insanlı deneyler için köleleri kullanmakla” suçlanıyor. Sims’in bir heykeli 2018’de ırkçılık karşıtlarının protestolarına sahne olmuş ve kaldırılmıştı.

Guatemela frengi deneyleri

ABD’nin Guatemala bölgesinde 1946 ve 1948 arasında ABD ve Guatemalalı yetkililerin işbirliğiyle frenginin tedavisinin keşfi için birçok kişi üzerinde deney yapıldı.

Deneylerde asker, mahkum ve akıl hastalarına izinleri olmaksızın frengi ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar bulaştırıldı. Bu deneylerden Guatemalalı 1500 erkek, kadın ve çocuk etkilendi.

Çalışmanın amacı, penisilinin frengi enfeksiyonunu sadece tedavi etmekle kalmayıp, önleyip önleyemeyeceğini de belirlemekti. Çalışmanın sonuçlarıysa hiçbir zaman yayınlanmadı. İlerleyen yıllarda ABD’li yetkililer Guatemala halkından özür diledi.

Tuskegee frengi deneyleri

Benzer deneyler Tuskegee bölgesinde 1932-1972’de 40 yıl boyunca yapıldı. Katılımcılar bölgede mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan siyahlardı. Halihazırda frengiye yakalanmış 399 siyah erkekte hastalığın ilerlemesi izlendi. O dönemde penisilin henüz hastalığın tedavisinde kullanılmaya başlamamıştı.

Penisilin tedavisi 1947’de keşfedildi ama bu katılımcılar hiçbir zaman penisilinle tedavi edilmedi. Yetkililer bunun yerine araştırmayı sürdürme kararı aldı.

Deneye katılan insanlardan 28’i de­neyler sonlanmadan, deneylerde uygula­nan prosedürler yüzünden öldü. 100 kadarı da deneyde oluşan komplikasyonlar yü­zünden hayatlarını kaybetti. Deneklerin eşlerinden 40’ı da frengiye yakalandı. Deneklerin çocuklarının 19’u frengili doğdu.

Stanford hapishane deneyi

Şu anda ABD’deki Stanford Üniversitesi’nde fahri psikoloji profesörü olan Philip Zimbardo, 1971’de, “İyi insanları kötü durumlara soktuğunuzda ne olur?” sorusuna yanıt bulmak için “insan doğasını test etmeye” karar verdi.

Deneyde 70 kişi arasından 24 lisans öğrencisi gardiyan ya da mahkum rollerini oynamak üzere seçildi. Seçilen öğrenciler Stanford psikoloji binasının bodrum katındaki kurmaca hapishaneye yerleştirildi.

Mahkumlar ve gardiyanlar rollerine hızla adapte oldu. Bunun ardından deney öngörülen sınırların dışına çıkıp tehlikeli ve psikolojik hasar bırakan bir çalışmaya dönüştü.

Birçok mahkum duygusal travma geçirirken gardiyanların üçte biri “gerçek” sadistik eğilimler sergilemeye başladı. Mahkumların ikisinin daha deneyin başında çıkarılması gerekti. Zimbardo herkesin kendini role iyice kaptırdığından emin olduktan sonra 6. günün sonunda deneyleri bitirdi.

Bu olay filmlere de konu oldu. Bunlar arasında 2001 Almanya yapımı Deney (Das Experiment) ve 2015 Amerika yapımı Standford Hapishane Deneyi (The Stanford Prison Experiment) yer alıyor.

Kıbrıs Haber

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.